Belki dinlenir kafam…

Bir süreliğine bilgisayar ile etkileşemeyeceğim.
Yaklaşık yirmi aylık kullanımım ardından aynı arızanın üçüncü kez tekrar etmesi üzerine (aşırı ısınma ve akabinde kapanma problemi) Lenovo Teknik Servisi ile irtibata geçip bilgisayarımı (Lenovo ideapad Y550P) kargoya verdim. Sanırım on gün içerisinde geri gönderilecek.
Bu süreçte yapacak işim olmadığından, telefon da aynı keyfi vermediğinden bir iki kitap okur belki biraz da resim yapar hatta belki öykü yazarım. Yani en azından birini yapmam gerek. Çok sıkılırsam da ders çalışmaya çalışmayı düşünebilirim. :)
Demeyin nereden yazdın bu yazıyı, teknoloji çok hoş şey. Nimetlerinden yararlanmayanı döverler zaten. Ben de aldım Nokia N8’imi elime yazdım bu uzun yazıyı, yolladım eposta ile.
Haydi kalın sağlıcakla…

Biri gitti, kaldı yedi…

Normal eğitim süresi sekiz dönem (dört yıl) olan bölümümün, ilk dönemini kendi çapımda başarılar ile bitirmiş bulunmaktayım. Harf notları açıklandığında tahminen 3.5’in üzerinde bir ortalama sağlayacak olduğum için de çok mutluyum. Umuyorum, önümüzdeki dönemler de bu kadar hızlı, keyifli ve başarılı geçecek…

Törenlerde hasta oldum zaten…

Son günlerde büyüklerimiz törenlerimizi düzenlemeye kalktılar. Haklarıdır, düzenlerler. Çeşitli sebepleri de olabilir. Milliyetçi ruhumuz kabarıyor, dışarı ırkçı bir izlenim veriliyor olabilir. Nitekim bunun örnekleri Nazi Almanyası ve, Kuzey Kore gibi bir takım ülkelerde de görülmüştür.

Dün Hürriyet’te kendisine ‘dönek’ diye hitap edilmesinden hoşlanmadığını özellikle belirten adamın yazısını okudum. Söyledikleri mantıklı. Ancak, milleti bütün yapan bir niteliği de silip atamazsın. O izlenimler veriliyorsa da verilsin. Kim nasıl anlarsa anlasın. Zaten millet olmuş bin parça, hoş on yıl önce böyle bir şey de yoktu ya, neyse.

Gelelim çocukların sağlığı konusuna. Törenleri kökten kaldırmak yerine, hem adına da uygun olurdu, düzenleme yapılsaydı da en azından gönüllü olan adamlar tören yapabilseydi. Ayıptır, yazıktır, günahtır. Yetişen nesiller, milliyetçi ve inkılapçı olmasın diye midir bu çabalar?

Size yapılanların hesabını soruyorsunuz seksen yaşından sonra adamları tutuklayarak. Ya otuz yıl sonra ben ya da benim gibi düşünen biri geçerse başa? O zaman ne yapacaksınız, sorarım size. Ben öyle kolay kolay da affetmem, ister hoca ol, ister hacı; kaldı ki babam olsan ne fark edecek?

Bir işler çevriliyor sanki…

Son zamanlarda gözlemlerim hep aynı sonuca ulaştı. İnsanların inançları ne olursa olsun, kendi doğrularından sapmışlar. Elinden ekmeğini alsan, ‘gık’ demeyecek kimse.

Baskıcı, sıkıcı, tutucu bir rejim yok. İnsanların eğitim seviyeleri bir hayli yüksek. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu da ayırt edebiliyorlar. Bu durumda sıkıntı ne?

Kara büyü mü yapıldı herkese, ya da kafamı bir yerlere mi çarptım ben? Adamın biri çıkacak kürsüye, ‘iki artı iki beş eder’ diyecek, yetmiş milyon vatandaş da çılgınlar gibi alkışlayacak, tezahürat yapacak.

Yanlış olan bir şeyler var gibi geldi bana; bir işler çevriliyor sanki…

Nükleer, bir insanlık ayıbıdır.

Alev alev yanan bir jetin içinde yukarı doğru fırlatılan iğne başı büyüklüğünde parlak ışık karanlığı deldi, ardından korkunç beyaz bir ışık çölü parlattı.

Japonya’da, nükleer saldırılara şahit olan bir insan, yaşanan korkunç olayı bu şekilde özetlemiş. Okurken bile ürperiyor insan. Neden bütün bu hırsın sebebi?

Top of Page