Mayıs 17, 2013


Vermek

Kalkınmak, gelişmek, yol almak, ilerlemek ve daha birçok kelime aynı anlamda kullanılıyor: Bir şekilde, olduğundan daha iyi bir konuma gelmek.

Vermek ise, tüm bunların yakıtı. Vermek olmadan, kalkınmak da olmuyor yani. Bir şeyleri vermezsen, fedakarlık nedir bilmezsen dönmüyor çark da. Hele onlarca insan o çarka çomak sokmaya yemin etmişken.

Nedir vermek?

Bazen düşünmek, bazen yazmak, bazen konuşmak, anlatmak, bazen sadece yürümek ilerlemek için. Enerji vermeden ürün çıkmıyor ortaya. Hem enerjinin korunumu yasası da bunu gerektiriyor. Bir de kütle korunumu yasası var ki onu hiç sorma. Olay Nasreddin Hoca ile kedinin yediği ciğere kadar gidiyor o yasaya girince.

Sonuç olarak, emek olmadan yemek olmuyor.

Vermek ya da vermemek, işte bütün mesele bu!

Ni 27, 2013


Lekeli İsimler

Her olguya isim vermek adet olmuş.

Savaşın, antlaşmanın, sözleşmenin, aşkın ismi var. Komik değil mi?

Komik olan isim vermek değil de, verdiğin ismi lekelemek; bunun da farkında olmamak ya da farkında değilmiş gibi yapmak. Aslında farkında değilmiş gibi yapmak da en komiği.

Bir işe atılıyorsun adını koyuyorsun. Nedir, beyaz olsun diyorsun. Sonra o iş eline yüzüne bulaşıyor. En saf rengi, beyazı lekeliyorsun.

Bir işe atılıyorsun adını hak koyalım diyorsun. O iş de batıyor, hakkı lekeliyorsun.

Bir işe atılıyorsun, adını gelişim koyuyorsun. Gelişimi lekeliyorsun.

Bir işe başlıyorsun, adını barış koyuyorsun. Her kafadan bir ses. Kendin bile inanmıyorsun buna da, ortada savaş mı var da barış olacak diyorsun. Koyma zaten, yeter bu kadar lekelenmiş isim. Barışı da lekeleme.

Her gün duyduğum lekeli isimler, isimsiz lekelerden daha çok can yakıyor.

Ni 20, 2013


Huzur

Her zamankinden erken yattı. Sabah erken kalkması gerekiyordu çünkü. Hem yorucu bir gündü. Hemen uyuyacağını düşündü. Ama düşündüğünün aksine, hiç de alışkın olmadığı biçimde uykusu kaçtı. Cama çarpan yağmur damlaları, birer çığlık gibi geldi bir an. Sinirlendi. Kafasını yastığın altına soktu. Böyle de ter bastı. Anlaşılan o ki, bu gece uyku haram idi.

O gece kaç defa sıçradı uykusundan sayamadı. Saat bir türlü geçmek bilmiyordu. Gecenin bir an önce bitmesini diledi.

İlk kez olmuyordu bu, her ne kadar alışık olmasa da.

Boş hayaller, içi dolu görünsün diye boyanmış bardaklar gibi boş hayaller. Herkes gıpta ediyordu. Herkes onu örnek gösteriyordu. Birçok kimsenin olmak istediği yerlerde, beraber olmak istenilen insanlarla birlikte olmasına rağmen, bir türlü huzuru bulamamıştı ama.

Neden yaşıyordu bu hayatı? Yaşamak istediği gerçekten bu mu?

Düşünmek. Düşünmek bir zehir. Düşünmek onu içten içe eriten, bağımlılık yapan bir zehirdi. İçtikçe acısını artıran, içmezse komaya girecekmiş gibi hissettiği zehir. O geceki uykusu da düşünmek zehrinin bir sonucu idi.

Ertesi gün, her zamanki gibi işlerini halledip vakit kaybetmeden eve döndü. Dışarıda vakit geçirmiyordu hiç. Sosyallik mi? İnsanlardan korkan biri için ne de komik bir sıfat olurdu değil mi?

Genç yaşına rağmen ağarmış saçları, bir olgunluk havası getirmişti yüzüne. Olgunluk. Kendi seçimi değildi.

Cebinde parası, harcamaya hevesi olmayan bir adam. Yalan zevkleri olmayan, yaşamaktan tat almayan bir adam. Ne zamandır böyleydi sahi?

Hiç dostu yoktu. Arkadaş kelimesinin ne kadar da komik olduğunu düşündü. O lanet olası zehri içmeden duramıyordu. Ne de çok isterdi bu olgunun da bir yalan olmamasını.

O gece yatağa girmedi. Odasının ışığını söndürmedi. Odasının ışığı günlerce açık kaldı, sönmedi.

Öylece çekti, gitti.

Kısa hayatında belki de ilk defa huzuru hissetti. Yağan yağmurun altında, yürüyerek uzaklaştı koca bir yalan olan hayatından.

Mar 19, 2013


Tanım Aralığı

Fizikte tanım aralığı çok önemli. Bunu her uygulamada (mesela integral uygulamaları), etkilerini görerek öğreniyoruz. (Aslında tüm sayısal bilimlerde önemli.) Öyle ki, tanım aralığındaki en ufak değişiklikler, sonuçlarda hayati değişikliklere neden olabiliyor.

İnsanların da tanım aralığı varsa. Hem birinci hem de üçüncü şahıs bakış açısından tanım aralıkları.

İnsanların sizi tanımasına ne aralıkta izin veriyorsunuz? Sınırlarınız var, yasaklarınız var, en basiti ise sırlarınız var.

Düşünen, merak eden ve öğrenen bir hayvan (bazı kaynaklara göre insan olgusunun tanımı) olarak nasıl tanıyorsunuz? Neleri bilmek istiyorsunuz? Ne kadarı yeterli? Birilerini ya da bir şeyleri ne zaman tanırsınız?

Gördüğünüz üzere tanım aralığı sadece fizikte değil, sosyal yaşamımızda da (Sosyal derken gece hayatı, disko, parti değil tabi, çevremizle aramızdaki sosyal ilişkiden bahsediyorum.) büyük öneme sahip.

Tanım aralığı, bir insanın kişiliğini belirleyen onca faktörden biri olmalı.

Şub 24, 2013


Seçmek Hakkı

Ne yiyeceğini, ne giyeceğini, ne izleyeceğini seçiyorsun.

Sevdiklerin var; sevmediklerin de tabi. Sevmiyorsan, yemiyor, giymiyor ya da izlemiyorsun. Seçiyorsun.

Hayatın boyunca belki binlerce insanla tanışıyorsun. Yalnızca sevdiklerini hayatına sokuyorsun, arkadaş, dost belki eş oluyorsunuz. Sevmediğin bir insan varsa bir daha karşılaşmıyorsun. İşte tam da burada yanıldın.

Bir bağ var ki hayatında, ne yaparsan yap söküp atamıyorsun. Bu da o insanla sık sık karşılaşmanı gerektiriyor.

Yalancılar, hırsızlar, arsızlar, ahlaksızlar var etrafında belki. Normal şartlarda karşılaşmak istemediğin, haberlerini okuduğunda ya da izlediğinde küfürler ettiğin, en ağır cezaları çekmesini dilediğin insanlar.

Bu bağ var ya bu bağ, zaman geliyor, boğuyor seni. Dayanamayanlar var, hayatlarına son noktayı koyuyorlar bu bağ yüzünden.

Hani derler ya: Atsan, atılmaz; satsan satılmaz. Aynen öyle.

Biraz abarttım belki, belki de tam ayarında oldu. Ancak yine de merak ettin, biliyorum. Nedir bu bağ, hemen söylüyorum: Akrabalık.

Evet, akrabaların. İçlerinden birisi çıkıp bir takım haltları yiyor, cezasını veremiyorsun. Aradaki kan bağı, elini kolunu bağlıyor. Küfürler boğazına diziliyor, boğazın düğümleniyor. Tek kelime edemiyorsun. Çünkü konuştuğun zaman, suçlu sen oluyorsun.

Hayır, suçlu olmayı göze almak da yetmiyor. Öyle zamanlar var ki, konuşursan arkası da gelecek. Bu öyle bir bağ ki, iki kişilik bir ilişki yok bu arada. Soy ağacı derler ya, ağaç, aynen öyle; dallı, budaklı.

Evlilik, yuva kurmak, yeni bir hayat. Aman iyi bir ailenin evladı olsun. Bazıları için gelinden ya da damattan daha değerli ailesi. Evlenirken bile başa bela. İşte öyle bir bağ bu.

Seçmek hakkı, tabi ki de yok.

Abarttım belki biraz ancak zaman geliyor, keşke seçmek hakkı olsaydı diyorsun; çok iyi biliyorum.

Dolaş
« Geçmişe 2 sayfadan 1. sayfa
Hakkında
Furkan Gökçe'nin deneme, hikaye ve fikirlerini derlediği bir sayfadır.